Aralık 27, 2010

waiting for.

dün sular gitti. error veriyor yatakhane bu sene sıklıkla. ne tahmin ettiğim görüntüyle karşılaşmak istemediğimden tuvalete gidebiliyordum, ne yıkanabiliyordum felan. suck! sonra geldi su. tabi direk banyoya gittim koşar adımlarla. peki ne oldu. bilyonlar dolusu insan kapmış her yeri. bekledim, bekledim. havlumla oynaştım. ve sıra bana geldiğinde başlayan heyecanım sadece on saniye sürdü. serçe parmak kalınlığında kulak memesi kıvamında ak pak bir su. atar yaparaktan geliyor borudan. saçın ıslanması yarım saat alır diye düşünerek işe başlasam da çabuk bitirdim neyse ki.
artık temizim.

kitap okumam gerekli şu an, bir de ders çalışmam. şeyi okuyorum. uçan spagetti canavarının kutsal kitabı. sonunda, evet, artık okumalıydım çünkü.

gülerek gidiyorum şimdi.

red dream.

çamaşır yıkadığım günler hayata yeniden başlıyorum. sanki temizlik ve beyazlık arasındaki hafif deterjan kokusu her şeyi düzeltecekmiş gibi. halbuki evden getirdiklerim böyle kokmuyordu hiç. güzel yumoş kokuyordu. yumoş kokusu, ama reklamındaki gibi. uzun süre kalıcılı.

Aralık 26, 2010

so real.

ama bu gerçekten olmazsa olmaz.

how happy is the blameless vestal's lot!
the world forgetting, by the world forgot.
eternal sunshine of the spotless mind!
each pray'r accepted.


yine izleme vaktim gelmiş.

birbir.

çok hızlı.
resmen terli ve kirli oldu hayat.

dersanede sınav vardı bugün, gitmedim. gitsem ne değişicekti ki çünkü. nasıl olsa üç saat boyunca kocaman kıçımla ısıttığım sandalyede oturmaya dayanamayacak ve çıkıcaktım. gerek kalmadı hiç.
zaten dün ayakkabı aldım yine. çok mutlu ediyorum kendimi böyle yaparak. ayakkabıları seviyorum.

yeni yıldan neler bekliyorum peki, 2011'den. bilmem ki. msn.com'da 2011'de nasıl bir sevgili edineceğim testini çözdüm ve huzur aradığımı söyledi bana. hasiktir ordan.
insanlar karşı çıkıyorlar zaten yılbaşı donu*** alacak olmama da. ben kırmızı bir tanga istiyorum. ama onlar göstericek kimsem olmadığı sürece, yılbaşında ailenin yanında sikim gibi bir gece geçirirken içimde kırmızı bişey olmasının saçmalıktan öte komik olduğunu söylediler. esasında katılıyorum ama, yok yani. ben bunu kendim için yapıcam, evet.

*** ise şu. don kelimesinin garipliği üzerine. geçen gün bunu konuştuk. iç çamaşırı derken çok ciddi oluyor ortam, böyle kasınç, hani bizler iç çamaşırı giyen düzenli tertipli tipleriz demek gibi. don desen apayrı, mahalle ağzı gibi. iki bina arasına çekilmiş ipte duran beyaz büyük babaanne donlarını anımsatıyor bana. külot var bir de. o zaten baştan kaybetmiş barındırdığı "ü" ve "o" yüzünden. külot yani, fazla evsel bir terim. hani aile içinde kullanılır o bir arkadaşına; "külot alcam lan." diyemezsin işte. yani biz ne yapıcaz ha. andığveyğr mi desek acaba ne etsek he? çok zor.

ama dur bi de, yeni yıl güzel olsun işte anlıyosun diğmi dostum. anla işte yaşlı adam. senden çok şey istemiyorum ha? uçak biletimi aldıriyim en azından eve gittiğimde, hadi, bunu yapabilirsin işte, biliyorum.

öyle.

Joel, I'm not a concept. Too many guys think I'm a concept or I complete them or I'm going to make them alive, but I'm just a fucked up girl who is looking for my own peace of mind. Don't assign me yours.

Aralık 19, 2010

renk.

Oha naber.


Başka zaman yazıcam ama "kader" iyiymiş he.


Sand is overrated. Its just tiny little rocks.
öptüm.